78 Kuşağı kayıp degildir!..Kayıp olanlar bu kuşağa ait olduğu halde..kendini genç kusaklarla...

78 Kuşağı kayıp degildir!..Kayıp olanlar bu kuşağa ait olduğu halde..kendini genç kusaklarla bütünleştirmek yerine kendini yaşıyanlardır.!

78 kuşağından aynı gelenekten olduğumuz bazı insanlarda son zamanlarda bir hareketlenme var. Dernekleşmeler, buluşmalar ve anıların yazılması gibi bazı aktiviteleri (geçte olsa) iyiye işaret olarak görmek isterdik. Ama gözlemlerimiz ve okuduklarımız bunun böyle olmadığını bizlere düşündürmektedir. Aşağıdaki satırlar; genel olarak 78 liler üzerine yazılmış uzunca bir yazıdan geleneğimizle ilintili olduğu için alınmış bir bölüm. Bu günlük sadece bu bölümü paylaşıp kısaca fikrimizi yazmakla yetineceğiz. Ancak yazının diğer bölümleri üzerine olsun vede başta belirttiğimiz hareketlenmelere dair fikirlerimizi zaman zaman buradan paylaşmaya çalışacağız. Bunu yaparken, elbetteki kimsenin hakkını yemek, yaptıklarını görmezden gelmek veya yok saymak gibi bir niyetimiz kesinlikle yoktur. Tek amacımız var; eğer bizdende söz ediliyorsa bu tek taraflı olmasın… Şimdi fazla uzatmadan yazıdan ilgili bölümü hep birlikte okuyalım. “(…)… Örgütleri yoktu artık. Kendilerini sarıp sarmalayan, koruyucu kalkan oluşturan örgütleri 12 Eylül kayasında kırılmıştı. Örgütlerinin devamı olduğunu iddia edenlerdeyse bir tuhaflık, aralarında bir kopukluk vardı. Kuşak çatışması mıydı, anlayış farklılığı mı? Bilemiyorlardı. Taş üstüne taş koyup dişleriyle, tırnaklarıyla kurdukları örgütleri; aynı isim altında tanımadıkları, bilmedikleri birileri yönetiyordu. Ardılları olan örgütleriyle hiç anlaşamıyor, hatta her defasında dışlanıyorlardı. Yılgın, yorgun görülüp yok sayılıyorlardı. Oysa burjuvazi bile ‘emekli’lerine böyle davranmıyordu. İktidara alternatif örgütlerin kurumsal ve yapıcı bakış açısından uzak bu yaklaşım, onlara devrimden ne kadar uzak olduklarını bir kez daha gösteriyordu. Gerçi epik mücadeleleri üzerine kurdukları örgüt tabelası aynıydı, ama bir taşın üzerine bir taş konulmamıştı ve gećmış mirasin üzerine oturulmuş, hovardaca yeniliyordu. Ardılları üzerlerine geldikçe eziliyorlardı. Gururlarına yediremiyorlardı. Ezildikçe içlerinden çığlık atıyorlardı. Gerçekten ağır süreçlerden geçmişlerdi. Yaşadıkları azımsanabilecek şeyler değildi. Tatlı sularda yüzmek , saksıda çiçek olmak güzeldi ama hoyrat denizlere, kuzey rüzgârlarına uygun değildi. Ardılları psikolojik savaşlarını çirkinleştirerek sürdürdüler. Onlar da savaşçıydılar. Kabullenmediler bu saldırıları. Yedikleri yemekler henüz denize ulaşmadan “abi”lerine racon kesiyorlardı. Tecrübeden yoksun, haksız, küstahça tavırlar karşısında savunmasız sustular. Birçoğu içine kapandı. Birçoğu üzüntüden amansız hastalıklara kapıldı. Birkaçı intihar etti. Çok azı direndi. Pek çoğu silahlı propagandayı temel alıp silah kuşanmasalar da demokratik kitle örgütlerinde, cezaevi komisyonlarında, sendikalarda görev aldılar. Sorumluluk üstlendiler. ‘Bir bilen’, ‘bir abi’ “bir abla” olarak saygı gördüler, gururlandılar. Dönüp dönüp eskileri anlattıkça yüzleri güldü. Gönüllerinden geçen; adını kendilerinin koyduğu örgütlerinin şimdiki temsilcilerinin gelip kendilerini bulmaları, onlarla söyleşiler yapmaları ve tekrarlanmaması adına onlara hataları, zaafları üzerine sorular sormalarıydı. Deney ve tecrübelerini ardıllarına aktarsalar olmaz mıydı? Gönüllerinden geçen; adını kendilerinin koyduğu örgütlerinin şimdiki temsilcilerinin gelip kendilerini bulmaları, onlarla söyleşiler yapmaları ve tekrarlanmaması adına onlara hataları, zaafları üzerine sorular sormalarıydı Deney ve tecrübelerini ardıllarına aktarsalar olmaz mıydı? Olmadı, bunların hiçbiri yapılmadı ve ‘keşke’lerle hayat geçmiyordu. Yıllar, yıllar öncesinde çocuk sayılabilecek yaşlarda ayrıldıkları evlerine geri döndüler.” “örgütleri yoktu artık” az aşağıda ” Taş üstüne taş koyup dişleriyle, tırnaklarıyla kurdukları örgütleri; aynı isim altında tanımadıkları, bilmedikleri birileri yönetiyordu.” Hani örgütleri yoktu artık. Peki bu tanınmayan, yada bilinmeyenler tarafından yönetilen neydi? Devamla okuduğumuzda aslında yazar arkadaşın kendine ait gördüğü örgütü başkalarının yönetmesini kabullenemediğini görüyoruz. Taş üstüne taş konulmamıştı… Miras hovardaca yenilmiş… Ardıllar üzerlerine gitmişler, ezilmişler ve gurularına yedirememişler… Neden? Neyin gururu? Ardıllar piskolojik savaşlarını çirkinleştirmişler, “abi” lerine racon kesmişlerde buda “abi”lerinin zorlarına gitmiş. Küsmüşler… İyi ama küsmeyipte sendikalarda, insan hakları derneklerinde çalışanlarda olmuş… Silah kuşanılmadığı için küçümsenmiş olmalıki buna tenezül etmemiş 78’li “abi” ve “abla”lar… Mesela yazıda anlatılan; örgütlerinin başındakilerle yaşanılan farklılıklar neydi? Kim kime neyi dayatı da “abi” ler kızdılar. Mesela; mafyacılığa soyunanların başarısız oluşlarını polisle işbirliğinin zorunluluğuna bağlamak… Bunu bilimiyorlarmıydı? Sakın tamda bu noktalar, yani devrimcilik yapma tarzı üzerine olan farklılıklar olmasın? Mesela “abi” ler yenilere “siz bu işleri bilmiyorsunuz. Bu işler parasız olmaz. Önce parayı vurmak lazım. Buda ihale mafyası, aracılık mafyası, çek senet mafyası kurmakla olur” demiş vede “yeni” lerde “abi”lere “bu devrimcilik değildir. Bizler halkı ve sınıfı örgütlemeliyiz, devrim halkın gönüllü katkısının sonucudur” demiş olmasınlarmı? Buna kızan “abi”ler bunu gerekçe yaparak geçmişin mirasını ve prestijinide kullanarak ihalelerde MHP mafyasına karşı bazı başarıları kazanınca bunu siyasal başarı olarak gösterip giderek birer küçük örgüt gibi davranmış olmasınlarmı? 78 denilirken, neden diyarbakırdan çıkıp yüzünü dağlara dönen binlerce Kürd devrimciden söz edilmez? Neden Sinan Kukul’lardan, Bedri’lerden, Cafer Camgöz’lerden ve daha yüzlerce 78 liden söz edilmez? gerçekten bilmek isteriz. 78 sadece İstanbul ve Bakırköy değildir. 78 liler sadece Ege sahilleinde yaşamazlar… Fabrikalarda, inşaatlarda ve işporta pazarlarında çalışan, hala emek ve yaşam kavgası veren 78 lilerde var. Silaha sarılıp sarılmamak kişisel, savaşçı veya asi yapılarından dolayı bazılarınca kişisel bir tercih olarak görülebilir, ama devrimciler için bu; durumun bilimsel analizinin sonucu ortaya çıkan politik bir tercihtir. Bu yüzdendirki silaha sarılmayıp ideallerine bağlı kalarak demokratik alanda sınıf kavgasını yürüten binlerce 78 li küçümseniyor olacakki onlarda yok sayılmış… “Gönüllerinden geçen; adını kendilerinin koyduğu örgütlerinin şimdiki temsilcilerinin gelip kendilerini bulmaları, onlarla söyleşiler yapmaları ve tekrarlanmaması adına onlara hataları, zaafları üzerine sorular sormalarıydı” yani biz “abi” ve “abla” larız. Öyle sizin ayağınıza gelmeyiz. Gelip bizden rica edeceksiniz ve ozaman geliriz. Bunlar 30 yıl sonra söylendiği için aksisini ispatlamakta çok mümkün değil. Ama şunu kısa ve öz söylemeliyizki, bu arkadaşların çoğuna gidilip davetler yapılmış ve mutlaka bir gün gelip işin başına geçeçekleri beklentisi ve umudu hep korunmuştur. Maalesef bu beklenti ve umutlar boşa çıkartılmış, zaman ve enerji kaybına yol açmıştır. Nedenini yazıyı okuyunca daha iyi anlıyoruz… Evet bu kuşağın içinden gelipte çok farklı davrananlarda oldu… Çıkar çıkmaz yüzünü devrimci mücadeleye dönenler, düşenler ve yeniden yeniden zındanlara dönenlerde oldu… Bir çoğuda şu cümlede ifade edildiği gibi; “Yıllar, yıllar öncesinde çocuk sayılabilecek yaşlarda ayrıldıkları evlerine geri döndüler.” Evine dönenlerin kendilerini sorgulamaktan kaçınıp bütün olumsuzlukları hatasıyla sevabıyla mücadelede ısrar edenlere yüklemeye çalışmaları kabul edilemez. Eğer geçmişle bir hesaplaşma yapılacaksa bunun objektif olması gerekmektedir. Tarihsel olayların çok aktörlü olduğunu ve mutlaka karşıtlıkların yaşandığını bilmek lazım. Bu biliniyorsa karşıt cevaplarında olacağını hesaplayarak davranmak gerek