EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ AVRUPA İNİSİYATİFİ
Duyurular ve Basın Açıklamaları

78 kuşağından aynı gelenekten olduğumuz bazı insanlarda son zamanlarda bir hareketlenme var. Dernekleşmeler, buluşmalar ve anıların yazılması gibi bazı aktiviteleri (geçte olsa) iyiye işaret olarak görmek isterdik. Ama gözlemlerimiz ve okuduklarımız bunun böyle olmadığını bizlere düşündürmektedir. Aşağıdaki satırlar; genel olarak 78 liler üzerine yazılmış uzunca bir yazıdan geleneğimizle ilintili olduğu için alınmış bir bölüm. Bu günlük sadece bu bölümü paylaşıp kısaca fikrimizi yazmakla yetineceğiz. Ancak yazının diğer bölümleri üzerine olsun vede başta belirttiğimiz hareketlenmelere dair fikirlerimizi zaman zaman buradan paylaşmaya çalışacağız. Bunu yaparken, elbetteki kimsenin hakkını yemek, yaptıklarını görmezden gelmek veya yok saymak gibi bir niyetimiz kesinlikle yoktur. Tek amacımız var; eğer bizdende söz ediliyorsa bu tek taraflı olmasın… Şimdi fazla uzatmadan yazıdan ilgili bölümü hep birlikte okuyalım. “(…)… Örgütleri yoktu artık. Kendilerini sarıp sarmalayan, koruyucu kalkan oluşturan örgütleri 12 Eylül kayasında kırılmıştı. Örgütlerinin devamı olduğunu iddia edenlerdeyse bir tuhaflık, aralarında bir kopukluk vardı. Kuşak çatışması mıydı, anlayış farklılığı mı? Bilemiyorlardı. Taş üstüne taş koyup dişleriyle, tırnaklarıyla kurdukları örgütleri; aynı isim altında tanımadıkları, bilmedikleri birileri yönetiyordu. Ardılları olan örgütleriyle hiç anlaşamıyor, hatta her defasında dışlanıyorlardı. Yılgın, yorgun görülüp yok sayılıyorlardı. Oysa burjuvazi bile ‘emekli’lerine böyle davranmıyordu. İktidara alternatif örgütlerin kurumsal ve yapıcı bakış açısından uzak bu yaklaşım, onlara devrimden ne kadar uzak olduklarını bir kez daha gösteriyordu. Gerçi epik mücadeleleri üzerine kurdukları örgüt tabelası aynıydı, ama bir taşın üzerine bir taş konulmamıştı ve gećmış mirasin üzerine oturulmuş, hovardaca yeniliyordu. Ardılları üzerlerine geldikçe eziliyorlardı. Gururlarına yediremiyorlardı. Ezildikçe içlerinden çığlık atıyorlardı. Gerçekten ağır süreçlerden geçmişlerdi. Yaşadıkları azımsanabilecek şeyler değildi. Tatlı sularda yüzmek , saksıda çiçek olmak güzeldi ama hoyrat denizlere, kuzey rüzgârlarına uygun değildi. Ardılları psikolojik savaşlarını çirkinleştirerek sürdürdüler. Onlar da savaşçıydılar. Kabullenmediler bu saldırıları. Yedikleri yemekler henüz denize ulaşmadan “abi”lerine racon kesiyorlardı. Tecrübeden yoksun, haksız, küstahça tavırlar karşısında savunmasız sustular. Birçoğu içine kapandı. Birçoğu üzüntüden amansız hastalıklara kapıldı. Birkaçı intihar etti. Çok azı direndi. Pek çoğu silahlı propagandayı temel alıp silah kuşanmasalar da demokratik kitle örgütlerinde, cezaevi komisyonlarında, sendikalarda görev aldılar. Sorumluluk üstlendiler. ‘Bir bilen’, ‘bir abi’ “bir abla” olarak saygı gördüler, gururlandılar. Dönüp dönüp eskileri anlattıkça yüzleri güldü. Gönüllerinden geçen; adını kendilerinin koyduğu örgütlerinin şimdiki temsilcilerinin gelip kendilerini bulmaları, onlarla söyleşiler yapmaları ve tekrarlanmaması adına onlara hataları, zaafları üzerine sorular sormalarıydı. Deney ve tecrübelerini ardıllarına aktarsalar olmaz mıydı? Gönüllerinden geçen; adını kendilerinin koyduğu örgütlerinin şimdiki temsilcilerinin gelip kendilerini bulmaları, onlarla söyleşiler yapmaları ve tekrarlanmaması adına onlara hataları, zaafları üzerine sorular sormalarıydı Deney ve tecrübelerini ardıllarına aktarsalar olmaz mıydı? Olmadı, bunların hiçbiri yapılmadı ve ‘keşke’lerle hayat geçmiyordu. Yıllar, yıllar öncesinde çocuk sayılabilecek yaşlarda ayrıldıkları evlerine geri döndüler.” “örgütleri yoktu artık” az aşağıda ” Taş üstüne taş koyup dişleriyle, tırnaklarıyla kurdukları örgütleri; aynı isim altında tanımadıkları, bilmedikleri birileri yönetiyordu.” Hani örgütleri yoktu artık. Peki bu tanınmayan, yada bilinmeyenler tarafından yönetilen neydi? Devamla okuduğumuzda aslında yazar arkadaşın kendine ait gördüğü örgütü başkalarının yönetmesini kabullenemediğini görüyoruz. Taş üstüne taş konulmamıştı… Miras hovardaca yenilmiş… Ardıllar üzerlerine gitmişler, ezilmişler ve gurularına yedirememişler… Neden? Neyin gururu? Ardıllar piskolojik savaşlarını çirkinleştirmişler, “abi” lerine racon kesmişlerde buda “abi”lerinin zorlarına gitmiş. Küsmüşler… İyi ama küsmeyipte sendikalarda, insan hakları derneklerinde çalışanlarda olmuş… Silah kuşanılmadığı için küçümsenmiş olmalıki buna tenezül etmemiş 78’li “abi” ve “abla”lar… Mesela yazıda anlatılan; örgütlerinin başındakilerle yaşanılan farklılıklar neydi? Kim kime neyi dayatı da “abi” ler kızdılar. Mesela; mafyacılığa soyunanların başarısız oluşlarını polisle işbirliğinin zorunluluğuna bağlamak… Bunu bilimiyorlarmıydı? Sakın tamda bu noktalar, yani devrimcilik yapma tarzı üzerine olan farklılıklar olmasın? Mesela “abi” ler yenilere “siz bu işleri bilmiyorsunuz. Bu işler parasız olmaz. Önce parayı vurmak lazım. Buda ihale mafyası, aracılık mafyası, çek senet mafyası kurmakla olur” demiş vede “yeni” lerde “abi”lere “bu devrimcilik değildir. Bizler halkı ve sınıfı örgütlemeliyiz, devrim halkın gönüllü katkısının sonucudur” demiş olmasınlarmı? Buna kızan “abi”ler bunu gerekçe yaparak geçmişin mirasını ve prestijinide kullanarak ihalelerde MHP mafyasına karşı bazı başarıları kazanınca bunu siyasal başarı olarak gösterip giderek birer küçük örgüt gibi davranmış olmasınlarmı? 78 denilirken, neden diyarbakırdan çıkıp yüzünü dağlara dönen binlerce Kürd devrimciden söz edilmez? Neden Sinan Kukul’lardan, Bedri’lerden, Cafer Camgöz’lerden ve daha yüzlerce 78 liden söz edilmez? gerçekten bilmek isteriz. 78 sadece İstanbul ve Bakırköy değildir. 78 liler sadece Ege sahilleinde yaşamazlar… Fabrikalarda, inşaatlarda ve işporta pazarlarında çalışan, hala emek ve yaşam kavgası veren 78 lilerde var. Silaha sarılıp sarılmamak kişisel, savaşçı veya asi yapılarından dolayı bazılarınca kişisel bir tercih olarak görülebilir, ama devrimciler için bu; durumun bilimsel analizinin sonucu ortaya çıkan politik bir tercihtir. Bu yüzdendirki silaha sarılmayıp ideallerine bağlı kalarak demokratik alanda sınıf kavgasını yürüten binlerce 78 li küçümseniyor olacakki onlarda yok sayılmış… “Gönüllerinden geçen; adını kendilerinin koyduğu örgütlerinin şimdiki temsilcilerinin gelip kendilerini bulmaları, onlarla söyleşiler yapmaları ve tekrarlanmaması adına onlara hataları, zaafları üzerine sorular sormalarıydı” yani biz “abi” ve “abla” larız. Öyle sizin ayağınıza gelmeyiz. Gelip bizden rica edeceksiniz ve ozaman geliriz. Bunlar 30 yıl sonra söylendiği için aksisini ispatlamakta çok mümkün değil. Ama şunu kısa ve öz söylemeliyizki, bu arkadaşların çoğuna gidilip davetler yapılmış ve mutlaka bir gün gelip işin başına geçeçekleri beklentisi ve umudu hep korunmuştur. Maalesef bu beklenti ve umutlar boşa çıkartılmış, zaman ve enerji kaybına yol açmıştır. Nedenini yazıyı okuyunca daha iyi anlıyoruz… Evet bu kuşağın içinden gelipte çok farklı davrananlarda oldu… Çıkar çıkmaz yüzünü devrimci mücadeleye dönenler, düşenler ve yeniden yeniden zındanlara dönenlerde oldu… Bir çoğuda şu cümlede ifade edildiği gibi; “Yıllar, yıllar öncesinde çocuk sayılabilecek yaşlarda ayrıldıkları evlerine geri döndüler.” Evine dönenlerin kendilerini sorgulamaktan kaçınıp bütün olumsuzlukları hatasıyla sevabıyla mücadelede ısrar edenlere yüklemeye çalışmaları kabul edilemez. Eğer geçmişle bir hesaplaşma yapılacaksa bunun objektif olması gerekmektedir. Tarihsel olayların çok aktörlü olduğunu ve mutlaka karşıtlıkların yaşandığını bilmek lazım. Bu biliniyorsa karşıt cevaplarında olacağını hesaplayarak davranmak gerek

Devrim mücadelesinin tarihinde her dönem yaşandığı gibi, en karanlık ve ağır dönemler kendi Spartaküslerini yaratır… Her kriz kendi çıkış yolunuda içinde barındırır ve komutan Ulaş Bayraktaroğlu o Spartaküslerden biridir, devrimci çıkış için irade ve eylemin adıdır, özetidir. O tıpkı adını aldığı Ulaş Bardakçı gibi devrimci kopuşun, devrimci yenilenmenin, devrimci görevlere sahip çıkmanın, Türkiye, Kürdistan proletaryasına ve devrimcilere karşı sorumluluğun bilincinde olmanın ve devrim icin iradenin ve eylemin özetidir. Devrimciliğin özetidir Ulaş Bayraktaroğlu yoldaş. Sana devrimci görevlerimize kesin bir şekilde sahip çıkıp devrimle taçlandıracağımızın sözünü veriyoruz Ulaş yoldaş! Hiçbir şey yarım kalmayacak, birlikte zafere yürüyeceğiz! Dövüşenler konuşacak demiştik. Ulaş yoldaş konuştu… Şimdi sıra bütün devrimcilerde…

Ulaş Bayraktaroğlu Yoldaş Ölümsüzdür!
Kurtuluşa Kadar Savaş!

EÖC – EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Komünarlar ve Özgürlük Güçlerinin Komutan Ulaş Bayraktaroğlu için yapmış olduğu açıklamanın tümünü sizlerle paylaşıyoruz:

“‘İnsan bir kez yaşar, bir kez ölür. Devrimci ikisini de doğru yapandır.’ -Başkomutan Ulaş Bayraktaroğlu

Türkiye Devrimci Hareketi’nin en zorlu dönemlerinde doğan, mücadele içerisinde yetişen ve bu hareketi zaferle buluşturmak için her barikatta her mevzide canını ortaya koyan Ulaş Bayraktaroğlu Rakka hamlesinde, en ön cephede ölümsüzlüğe erişti. Devrimci Komünarlar Partisi’nin kurucu önderi, Birleşik Özgürlük Güçleri’nin başkomutanı, Gezi ayaklanmasının tartışmasız önderi devrim için ölümsüzleşenlerin saflarına vardı.

Ulaş Bayraktaroğlu tüm yaşamı boyunca hiç durmadan ve yılmadan barikatlarda ve mevzilerde bir kez olsun gözünü kırpmadan bir kez olsun geriye bakmadan, soluksuz bir savaş sürdürdü. Hem insanın insan olma mücadelesinde hem emperyalist-kapitalist, faşizme  karşı sürdürmüş olduğu mücadelesinde yalnızca zaferi hedefledi. Eşi benzeri bulunmayan, kendisinin tabiriyle ‘mayasında devrimcilik olan’, yalnızca Türkiye ve Ortadoğu devrimleri için değil tüm dünya devrimleri için hayatını adamış olan bir komutandır.

Devrimci hareket içerisinde yılgınlıkların ve umutsuzluk çığlıklarının yayıldığı dönemlerde yalnızca pratik olarak değil teorik olarak da vermiş olduğu emekler kendisinin zafere olan inancının bir ürünüdür. Onun bitmek tükenmek bilmeyen büyük inancı dokunduğu her alanı eylem alanına, dokunduğu her insanı eylemciye dönüştürdü. İnsanlığa ait bütün değerleri sahiplendi ve mücadelesini bu insanlıkla birleştirdi.

Büyük bir cesaret ve cüretle devrimin tüm değerlerine sahip çıktı. Statükoya saplanmadan eski olan ne varsa kararlılıkla savaştı. İnsanı ve insanın gerçekliğini buldu, karanlığı yıktı geçti. O, adını almış olduğu Ulaş Bardakçı gibi kendi döneminin devrimci kopuşunu örgütleyendir.

Önderlik, teoriden pratiğe ve  pratikten teorinin yeniden genişletilmiş üretimine doğru bir  yolculuksa eğer, ölümsüz Komutan Ulaş Bayraktaroğlu bu yolculuğa çıkandır. Onu Türkiye devriminin kurucu önderlerinden biri haline getiren tam da bu duruşudur.

Fazla söze gerek yok; herkes sussun artık, “dövüşen anlatsın”. Ulaş Bayraktaroğlu anlatsın! Türkiye’nin sokakları, meydanları, üniverisiteleri, fabrikaları nasıl kavga  ve özgürlük alanları haline getirilirmiş, anlatsın. Gezi’de soluğuna özgürlük rüzgarını katarak barikat barikat nasıl dövüşülürmüş, anlatsın. Faşist devletin işkencehanelerinde, hapishanelerinde, mahkeme salonlarında devrim ve sosyalizm davası nasıl  savunulurmuş, anlatsın. NATO’ya karşı, iki gün boyunca İstanbul’u savaş mevzisi olarak kurgulayıp kitlelerin en önünde nasıl çatışılırmış, anlatsın. Rojava’da DAİŞ çetelerine karşı nasıl pusu eylemi koyulur, eylem örgütlenir, mevzi mevzi nasıl savaşılır, anlatsın. “Hiçbir yerdeyken her yerdeyiz” şiarıyla bir devrimci savaş örgütü, Birleşik Özgürlük Güçleri, nasıl  inşa edilir ve savaştırılır, anlatsın. Evet dövüşen anlatsın, Ulaş Bayraktaroğlu anlatsın!

Özgürlük Gücünün, Komün Gücünün, Komünarların bütün savaşçılarının özünde, yapılarının temelinde Komutan Ulaş vardır. Hepimiz Ulaş Bayraktaroğlu’yuz!

Komünarlar ve Özgürlük Güçleri! Hiçbir yerdeyken, her yerde olanlar! Nasıl yaşanır, nasıl ölünür; bizlere yolumuzu yine önderimiz, komutanımız gösterdi. Kuşkusuz ki onun yolu nettir, apaçıktır, dönüşsüzdür.

Zafer onsuz olacaksa, ne kadar ağır ve şanlı bir zafere yürüdüğümüzü düşmana anlatın!

Başkomutan, önderimiz Ulaş Bayraktaroğlu, halkımızın vicdanıdır, yüreğidir, öfkesidir, önderidir. Düşman bilsin, aldığımız suyu unutmayacağız, her birimizi kendisinden de öte devrimcileştirmek için ömrü boyunca savaşan Komutan Mehmet’i, Başkomutan Ulaş’ı,  yaşatacağız.

Bir gider bin gelir değil,

Bir gittiyse bin hazırdır!

Başkomutan Ulaş Bayraktaroğlu ölümsüzdür!

AKP-IŞİD Faşizmini Ezeceğiz!”

Der DGB plant, dass dieses Jahr auf der 1. Mai-Kundgebung in Regensburg Peter Schall, Landesvorsitzender der Gewerkschaft der Polizei, als Hauptredner sprechen soll. Gleichzeitig wird in den Medien und durch die meisten Parteien in den letzten Monaten und Jahren immer verstärkter die Aufrüstung und Aufstockung der Polizeien gefordert, um vermeintlich für mehr Sicherheit zu sorgen. Wir aber stellen fest: Mehr und besser aufgerüstete Polizei heißt nicht mehr Sicherheit für uns – im Gegenteil!

Die Polizei in diesem Land wird eingesetzt gegen die lohnabhängig Beschäftigten. Darunter fällt unter anderem:

Die jährlich stattfindenden Übergriffe durch die Polizei auf die Demonstrationen am 1. Mai in verschiedenen Städten. Deswegen: Keine Polizei am 1. Mai!
Polizeieinsätze gegen Streiks der Gewerkschaften. Wer gegen kämpfende KollegInnen vorgeht, hat kein Recht am 1. Mai für sie zu sprechen!

Die Abschiebung von Geflüchteten in Länder wie Afghanistan durch Polizisten. Der durch die Abschottung der Grenzen durch Bundespolizei und FRONTEX mitverschuldete Mord an Tausenden von Geflüchteten im Mittelmeer. Die Inhaftierung tausender Geflüchteter in Lagern durch die Polizei. Wer gegen KollegInnen aus anderen Ländern vorgeht, hat nichts am 1. Mai zu suchen!

Der durch die Polizei praktizierte und geschürte Rassismus zum Beispiel durch „Racial Profiling“, wie in der Silvesternacht in Köln. Rassismus ist immer auch ein Spaltungsversuch der Arbeiterbewegung. Wer die Arbeiterbewegung spaltet, hat nichts auf unseren Kundgebungen verloren!

Die Verfolgung und Kriminalisierung von Jugendlichen in den Stadtvierteln und vor den Schulen. Wer Jagd auf Jugendliche macht, darf nicht vor der Gewerkschaftsjugend sprechen!

Aus diesen und vielen anderen Gründen fordern wir: Keine Polizei am 1. Mai! Stattdessen sollen KollegInnen aus den Betrieben reden. Denn sie haben dieselben Interessen wie wir.

Den 1. Mai, den Kampftag der Arbeiterklasse, lassen wir uns nicht nehmen!

19 Aralık‘tan OHAL‘e Direniş Sürüyor, Sürecek!

Proğram:
Film Gösterimi F TİPİ FİLM
Bütün dünyanın gözü önünde büyük bir katliam gerçekleştirilerek F tipi hapishanelerde başlatılan tecrit süreci; farklı dokuz yönetmenin bakış açıları ve özgün hikayeleriyle anlatılıyor
TARTIŞMA:
19 Aralık, Dersim, Maraş, Roboski…Ve daha nice katliamlar…

Katliamcı güçlerin hedefleri…Katliamlara karşı direniş, unutmamak, unutturmamak, hesap
sormak, görevlerimiz…
ZAMAN VE ADRES:
26.12. 2016
SAAT: 13.00
LiZE, Dahlienweg 2a
93053 Regensburg
Düzenleyen: Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa İnisiyatifi

Küba Devriminin lideri ve dünya sosyalist hareketinin liderlerinden Fidel Castro hayata gözlerini yumdu.
Hiçbir zaman sosyalizm bayrağını yere düşürmeyen comandante, son nefesine kadar emperyalizme karşı duruşundan asla taviz vermedi. Sosyalist Küba’yı ayakta tutabilmek için kimi geri adımlar attığında sağdan ve “sol”dan gelen “Küba yıkılıyor, teslim oluyorlar” naralarına karşı “adayı batırırım ama asla teslim etmem” sözünü hiç çiğnemedi.

Yoldas Fidel`in hayatini kaybetmesiyle ilgili olarak Emek ve Özgürlük Cephesi-Avrupa Insiyatifine e-mail yoluyla ulaşan THKP-C/MLSPB`nin bildirisini asagida yayinliyoruz!

BİZİM FİDEL HEP BİZİMLE OLACAK!

Devrimci sosyalizmin büyük önderlerinden Fidel Castro Ruz yoldaş tarihin altın sayfalarına geçerek ölümsüzleşti…

Fidel yoldaş, sömürüsüz, sınıfsız, savaşsız bir dünya yaratma mücadelesini devasa bir bilinç ve inançla yürütmenin adıydı…

Fidel yoldaş, işçi sınıfına ve sınıf davasına bağlılığın, yoksullarla ve ezilenlerle kardeşliğin, kaderini işçi ve emekçilerle birleştirmenin adıydı…

Fidel yoldaş, emperyalist-kapitalist sistem karşısında en zor koşullarda dahi bir an bile tereddüt etmeden başeğmemenin, bükülmemenin adıydı…

Fidel yoldaş, sadece Küba’nın değil, dünya sosyalizminin savaşçısı olmanın, Latin Amerika’dan, Afrika ve Asya’ya nerede isyan ve devrim varsa devrimcilerin yanında olmanın, devrimci sosyalist enternasyonalizmin adıydı…

Fidel yoldaş, devrimci savaşçılığın, militanlığın, sosyalizm ve halk düşmanlarına karşı savaşmanın, her an savaşmaya hazır olmanın adıydı…

Fidel yoldaş, yaşamı an be an devrimcileştirmenin, sömürüsüz ve özgür bir dünya kurmak için soluksuz bir çalışmanın, dava adamlığının, adanmışlığın ve bunun için sonsuz enerjinin adıydı.

Fidel yoldaş, milyonların önünde hataları için özeleştiri vermenin, özür dilemenin, bürokratik reel sosyalizme karşı, işçi sınıfının, halkın sahiplendiği demokratik, katılımcı sosyalizmi yaratma mücadelesinin adıydı…

Fidel yoldaş, kişi kültüne karşı devrim neferi olmanın, halkın yaşamı ve mücadelesi içinde yine halktan, sınıftan biri olarak öncü olmanın adıydı.

Fidel yoldaşın, isminin başında ne başkan, ne genel sekreter, ne lider, ne önder sıfatı vardı. O, halkının, sınıfının, dünya halklarının milyonların, milyarların sadece Fidel Castro’su, sevgili Fidel’i, bizim Fideldi…

Fidel yoldaş, insanlığın aydınlık yüzünün örnek savaşçılarından biri olarak yaşamı ve mücadelesiyle tarih yazdı. Tarihe devrimin, devrim davasına her koşulda bağlı kalmanın, devrim için savaşmanın aydınlığını, ışığını taşıdı.

Onun devrim ve sosyalizm bayrağı ellerimizdedir. Kübalı devrimci sosyalistlere son seslenişinde ifade ettiği devrim ve sosyalizm ideallerine bağlılık hedeflerine kesin bir kararlılıkla sahip çıkacağız!

Devrim ve sosyalizm mücadelesini Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve tüm dünyada yükselten devrimci ve demokratik halk ve sınıf güçleriyle birlikte zafere yürüyüşünü Fidel yoldaşın ışıltısıyla ne pahasına olursa olsun sürdüreceğiz!

FİDEL YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR!

YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELEMİZ!

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

HASTA LA VİCTORİA SİEMPRE!

27 Kasım 2016

THKP-C/MLSPB

15192651_1240666872659849_7388227195662764507_n

Türkiye ve Almanya ortak operasyonu sonucu tutuklanan 10 devrimcinin davası 17 Haziran günü Almanya’nın Münih kentinde yapılan ilk duruşma ile başladı.

Başlama tarihi daha önce ertelenen davanın ilk duruşmasında gerek tutuklu devrimcilerin duruşları gerekse de izleyicilerin dayanışmacı tutumları hem mahkeme hem de hazır bulunan basın tarafından şaşkınlıkla karşılandı

Özellikle Alman basınında çıkan haber ve yorumlarda tutsak ve yakınlarının/yoldaşlarının kararlı ve inançlı tutumları geniş yer aldı.

Durusmaların München kentinde yapılacak olmasından ötürü Münih kentinde aylar öncesinden itibaren hazırlıklar yapılmaya başlanmıştı. Emek ve Özgürlük Cephesi-Gençlik Cephesi’nin içerisinde yer aldığı ATİK’li tutsaklarla dayanışma komitesi çeşitli etkinliklerle bu ilk duruşma öncesinden kamuoyu oluşturma çalışmaları yürüttü.

EÖC Avrupa inisiyatifi olarak bu davaya bakışımızı daha öncede çeşitli vesilerle açıklamıştık. München, Straubin ve Regensburg gibi şehirlerde yapılan dayanışma etkinliklerine aktif olarak (hazırlık aşamaları da dahil) katıldığımız gibi, pankart asma ve dergimiz Enternasyonal Dayanısma’da da ATİK temsilcisiyle yaptığımız röportajı yayınlayarak Almanlar ve göçmenler arasında başta ATİK’li dostlarımız olmak üzere genel olarak devrimci tutsaklarla dayanışma ve duyarlılığı yükseltme çabası içerisinde olduk.

17 Haziran günü başlayan mahkeme sürecinin ilk duruşması olması itibariyle düzenlenen Türkiye’den, Kürdistan’dan, Yunanistan’dan, Avusturya, İsviçre ve daha birçok ülkeden milletvekilleride dahil olmak üzere değişik kisi ve kurumların katıldığı uluslararası miting düzenlendi. Bu mitinge çağrıda bulunan ve katılan kişi ve kurumlar çeşitli yayın organlarında yazıldı. Özellikle ATİK’in yayınlarına baktığımızda EÖC’ün başından beri ve 17 Haziran gününde dayanışma içerisinde olduğu görülecektir.. Ama her ne hikmetse ETHA’nın haberinde ise EÖC ve GC’den hiç söz edilmiyor. Daha öncelerdende ülkede ve Avrupa’da gözlemlediğimiz ETHA’nın görmeme ve ya görmezden gelme tutumunu anlamış değiliz ve anlamakta zorlanıyoruz. Gelenek olarak devrimci dayanışma ve çalışmalarımızla övünme konularında çok temiz, dostane ve mütevazi bir tarihe ve alışkanlığa sahip olduk. Biz dostlarımızla dayanışmayı devrimci görev olarak görüyoruz ve bunun reklamını yaparak parsa toplamayı hiçbir zaman düşünmedik/düşünmeyiz.. Ama ortada süre giden bir haksızlık varsa da bunun sebebini sorma ve öğrenme hakkimiz olduğunu da düşünüyoruz..

Buradan da soralım; 17 Haziran’daki ATİK davasıyla ilgili dayanışma etkinlikleri, çağrıları da dahil her metinde ve çalışmada EÖC/GC olarak imzamızın olmasına ve 17 Haziran günüde bayraklarımızla, pankartlarımızla orada olmamıza, herkes tarafından da görülmemize rağmen nasıl oluyor da ETHA göremiyor? Devrimci-Demokrat yayıncılık yaptığı iddiasında olan bir haber kurumunun basın ve yayıncılığın en basit ilkesi olan objektif yayıncılık ilkesine itina göstermesini beklemenin herkesin hakkı olduğunu düşünüyoruz.

Sonuc olarak; ATİK geleneği ve geleneğimiz Toptaşı cezaevinden, Sultan Ahmet’ten, Metris’ten ve Selimiye gibi bir çok zindan ve diğer mücadele cephesinde birlikte yarattığımız bir devrimci dostluk tarihine sahibiz. Biz EÖC/GC olarak bu devrimci dayanışma geleneğini ETHA yayınlasa da yayınlamasa da sürdüreceğiz.

17 Haziran’daki dayanışma etkinliklerine ETHA’nin yazdıklarının yanında bir de EÖC/GC’nin katıldığını belirtmek isteriz.

Devrimci Çalışma Meşrudur Yargılanamaz

Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!

Yaşasın Devrimci Dayanışma!

EÖC – Emek ve Özgürlük Cephesi/Avrupa İnisiyatifi

Gençlik Cephesi

Savaş şehirlerde sürüyor ve bu savaşı sürdüren taraf TC devletidir. Şehir savaşlarında maalesef istenmeyen bir çok kayıplar yaşanabiliyor. Yoksa Kürt özgürlük hareketinin sivilleri bilerek hedef aldığını iddia etmek devlet aklıyla düşünmek ve devlet diliyle konuşmaktan başka bir şey değildir.
EÖC/Avrupa inisiyatifi olarak diyoruz ki bu eylemi kim yapmış olursa olsun katil, Kürt halkına ve diğer demokrasi güçlerine karşı kıyım ve katliam dayatan devlettir.
Kürdistan şehirlerini yerle bir eden ve bunula övünen AKP’nin başını çektiği kirli savaş makinasına dönüşmüş faşist TC’dir.
Kamuoyuna duyrulur.

EÖC/AVRUPA İNİSİYATİFİ

İşçiler, Türkiye ve Kürdistanın Emekçi Halkları!

Yine büyük bir katliamla karşı karşıyayız. Faşist TC’nin, AKP’nin beslemesi IŞİD çeteleri Urfa’nın Suruç ilçesinde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SDGF) üyesi devrimci gençlerin yaptığı basın açıklamasına yönelik bombalı sadırıyla onlarca gencimizi, kardeşimizi katlettiler.

Devrimci gençler, faşist IŞİD çetelerinin TC devletinin desteğiyle yıkıma uğrattıkları Kobane’nin inşası için, Kobane’ye geçmek için Suruç’ta bulunuyorlardı. Silahsızdılar… Genç ve korkusuz yürekleriyle Kobane halkına ilaç, yardım ulaştırmak, bir hatıra ormanı kurmak, bir müze yapmak için oradaydılar.

Ve şimdi onlarcası şehit düştü… Yüzlercesi yaralı…

Kardeşler!

Barbar IŞİD çetesini, faşist TC devletinin ve AKP hükümetinin desteklediği, beslediği, silahlandırdığı açıktır. 5 Haziran’da Diyarbakır’da HDP mitingine yapılan bombalı saldırıyı IŞİD çetesinin yaptığı apaçık ortaya çıkmasına rağmen gözaltına alınan IŞİD’li sayısı sadece 1 kişidir. Faşist IŞİD çetesi adeta ödüllendirilmiştir. Ve ardından bu katliam gelmiştir.

Kardeşler!

Bu katliam tüm halklarımıza yöneliktir. Özgürlük ve insanca yaşam umudunu yok etmek, hepimizi vahşetle korkutmak, sindirmek içindir.

Ama yanılıyorlar! Tarihten ders almıyorlar! Devrimcileri, sosyalistleri, demokratik güçleri, özgürlük ve insanca yaşam için mücadele edenleri ne bu katliamlar, ne idam sehpaları, ne sokak ve ev infazları, ne işkence tezgahları durdurabildi. Durduramayacakda!.. Tüm tarih bunun şahididir!..

Yüreğimiz yaralı, kanıyor! Acımız sonsuz! Fakat öfkemizde aynı ölçüde bilinmiş ve sonsuz!

Barbarları, katilleri biliyoruz; Faşist TC ve AKP hükümeti ve onun beslemesi IŞİD çeteleri!

Kardeşler!

Hesap soralım! Özgürlük ve insanca yaşam mücadelesinin gücünü ve durdurulamazlığını gösterelim.

Sokağa çıkalım! Direnişi yükseltelim!
Şehitlerimize sahip çıkalım! Yaralılarımıza sahip çıkalım! Dayanışmamızı büyütelim! Faşist teröre karşı öz savunmamızı geliştirelim. Mücadeleyi yükseltelim.

SURUÇ KATLİAMININ HESABINI SORACAĞIZ!

DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!

AYAĞA KALKALIM! HESAP SORALIM!

20.7.2015

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Kürdistanın küçük parçası Rojava’nın yaktığı büyük devrim ateşi 3. yılını geride bırakıyor.

21. yüzyıl büyük devrimlerin yüzyılı olacak. Yükselen büyük halk mücadelelerinin, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin mücadelelerinin gösterdiği gibi dünyanın dört bir yanında devrim ateşleri yeniden harlanıyor, büyüyor.

Küçük Rojava’nın büyük devrim ateşinin zaferi kazanan ilk kıvılcımıdır. Emperyalistler, yerli işbirlikçileri ve onların beslemesi karanlık çete örgütlenmeleri tarafından vahşete, ortaçağ karanlığına gömülmek istenen bölgemiz Ortadoğu’da Rojava devrimi, özgürlüğün ve insanca yaşamın ışıklı pırıltısıyla tüm insanlığa umut veriyor.

2010’da özgürlük ve insanca yaşam talepleriyle ayağa kalkan Ortadoğunun Arap halklarının devrimini kontrol altına alarak boğmak isteyen emperyalistlerin ve yerli işbirlikçisi faşist devletlerin geliştirdiği çete örgütlenmeleriyle Ortadoğu’daki devrimsel çıkış halkların elinden alınmaya çalışıldı. Bölgemiz Ortadoğu Libya’dan Afganistan’a değin yeniden ve yeni çete güçleri eliyle vahşi bir gerici-faşist dalganın hükümranlığı altına alınmaya çalışılıyor. Devrimci, sosyalist, demokratik ve halkçı güçlerin sesi ve mücadeleleri boğulmaya çalışılıyor.

İşte bundan 3 yıl önce, 19 Temmuz 2012’de Kobanede yakılan devrim ateşi bütün Rojava’ya yayılarak halkların devrimci, demokratik ve halkçı güçlerinin de dimdik ayakta olduğunu, vahşi gerici-faşist dalga karşısında özgürlük ve insanca yaşam alternatifinin varolduğunu, varolacağını, yaşatılacağını gösterdi.

600 milyon insanın yaşadığı büyük Ortadoğu coğrafyasında Rojava devrimi yegane demokratik halkçı seçenek olarak ışıldamaktadır. Kadın devrimiyle, bölgedeki bütün halkları kardeşleştiren demokratik duruşuyla Rojava devrimi daha şimdiden büyük mücadelelerin, büyük kazanımların yolunu açmıştır.

Rojava devrimi bütün bu özellikleriyle sadece Rojava’da yaşayan halkların devrimi değildir. O, bütün halklara, dünya işçi sınıfına, emekçilerine, ezilenlerine mal olmuştur. Türkiye’den, İran’dan, Irak’tan ve dünyanın dört bir yanından yüzlerce, binlerce enternasyonalist devrimci, demokrat, Rojava devrimini savunmak, ona katkı sunmak için Rojava’ya akmaktadır. Rojava tüm dünya devrimcilerinin, sosyalistlerinin, demokratik güçlerinin evi, yurdu olmuştur.

Rojava devrimi, bir yandan büyük kazanımlarıyla büyürken, diğer yandan rejimin, emperyalist güçlerin ve onların işbirlikçileri, kuklaları başta TC olmak üzere, Suudi Arabistan, Katar gibi gerici-faşist devletlerin, IŞİD, El Nusra vb. gibi çetelerin saldırılarının hedefindedir. Devrim sürüyor, devrimi savunma, onun mevzilerini sağlamlaştırma ve büyütme görevi sürüyor.

Emek ve Özgürlük Cephesi olarak, yüreği özgürlük, insanca yaşam ve sosyalizm için çarpan herkesi, Rojava’da şehit düşen enternasyonalist savaşçıların, Alper Çakasların, Bedrettin Akdenizlerin, Sibel Bulutların, Ivana Hoffmanların, Kader Ortakkayaların yolunda, Mahir Arpaçay yoldaşın ve diğer tüm enternasyonalist şehitlerimizin yolunda yürüyerek Rojava devrimiyle enternasyonalist dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.

Rojava devrimini savunma ve Rojava’yı inşa mücadelesine her yoldan ve her biçimde katkı sunalım.

Rojava devrimi bizimdir, dünyanın emekçi halklarınındır, dünya işçi sınıfınındır, ezilenlerinindir.

YAŞASIN ROJAVA DEVRİMİMİZ!

YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

19 Temmuz 2015

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ/AVRUPA İNİSİYATİFİ

2 Haziran’da Rojova’nın Cizire Kantonu, Nestel Köyü’nde IŞİD ile girdiği çatışmada yaşamını yitiren Birleşik Özgürlük Güçleri savaşçısı Mahir Arpaçay Yoldaşımızın cenazesi 10 Haziran Çarşamba günü düzenlenen bir törenle toprağa verildi. Mahir Arpaçay Yoldaşımızın cenazesi öğlene doğru Mardin’den hareket eden uçakla İstanbul Atatürk Havaalanına geldi. Buradan bir araç konvoyu eşliğinde alınan cenaze, namazın kılınacağı Halkalı Zeynebiye Camiine getirildi. Burada Caferi geleneklerine uygun olarak yapılan cenaze namazının ardından önce imam sonra da Şehidimizin babası Necefkulu Arpaçay bir konuşma yaptı. Cephede Tamer Arda adını aldıktan sonra onunla aynı ay içerisinde şehit düşmesine vurgu yapan konuşmasında baba Necefkulu Arpaçay oğluyla gurur duyduğunu bir kez daha belirtti ve şunları söyledi: “Mahir, IŞİD’e karşı savaşırken iki arkadaşını kurtarmak için kendisini ön cepheye attı ve iki kurşunla yaşamını yitirdi. Azeri halkı bizi kucakladığı ve yalnız bırakmadığı için teşekkür ederiz. Azeri halkının geçmişi matemle doludur. Tamer Arda benim önderimdi, oğlum da onun adını aldı. Onu da Haziran ayında kaybetmiştik”
Daha sonra dini sloganların yanı sıra “Mahir Arpaçay Onurumuzdur”, “Mahir Arpaçay Ölümsüzdür”, “Katil IŞİD Hesap Verecek”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” ve mahalledeki cemaatin o an geliştirdiği “Kahrolsun IŞİD, Kahrolsun Amerika”, “Suriye IŞİD’e mezar Olacak” “Azeri Eğilmez, Mahirler Ölmez” sloganları ile naaş, cenaze arabasına yerleştirildi ve yola çıkıldı. Fatih Caddesine kadar kalabalık bir kortejle yapılan yürüyüşte yine sloganlar atılmaya devam etti. Burada “Mahir, Hüseyin, Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş” sloganı da atıldı. Birçok ilçeden gelen otobüsler ve mahalleden kalkan otobüslerle kalabalık bir kitle bu şekilde Kayabaşı Mezarlığı’na doğru yola çıktı.
Mezarlığa yaklaşık 200 metre kala uygun bir alanda araçlardan inenkitle, burada bir yürüyüş korteji oluşturdu ve buradan mezarlığa kadar sloganlarla yüründü. Mezarlıkta Mahir Yoldaşımızın cenazesi toprağa verilip dini tören tamamlandıktan sonra Mahir Arpaçay için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı ve sloganlar atıldı. Mahir Arpaçay’ın vasiyeti üzerine önce “Bir Oğul Büyütmelisin” şarkısı çalındı. Sloganlardan sonra Mahir Yoldaşımızın Annesi Yüksel Arpaçay’ın isteği üzerine Grup Yorum’un “Büyü” şarkısı çalındı. İlk olarak HDP temsilcinin yaptığı konuşmada Mahir Arpaçay’ın azeri kimliğine vurgu yapılarak, ortadoğudaki halkları birbirine düşman etme politikalarının boşa çıkarıldığına, Mahir Yoldaşın bunun en somut ve en güzel örneği olduğuna vurgu yapıldı.
Daha sonra söz alan ve yaklaşık Mahir’den bir hafta önce şehit düşenBedrettin Akdeniz’in annesi ise bugünün bir yas günü olmadığına vurgu yaptı. Ölülerin arkasından ağlanır, bizim evlatlarımız ölmedi, yaşıyorlar sözlerinin öne çıktığı konuşma kitleden büyük alkış aldı ve ardından “Bedrettin Akdeniz Ölümsüzdür”, “Bedrettinden Mahire Sürüyor Mücadele” sloganları atıldı.
Daha sonra Mahir Yoldaşımızın eniştesi onun için “Sen Ölmedin Yiğidim” şarkısını söyledi. “Cephe” Marşımızın da söylendiği mezar başındaki konuşmalar Emek ve Özgürlük Cephesi, SDP, Türkiye Gerçeği, ESP, TÖP-G adına yapılan açıklamalarla devam etti.
        Cenazeye Kaldıraç, BDSP, Alınteri, YAKAY-DER ve yine Rojova’da şehit düşen Niyazi Ağrınaslı’nın (Paramaz Kızılbaş) annesi Nuran Ağrınaslı ve daha bir çok devrimci, Mahir’in seveni ve yakını katıldı.
Cenazenin ardından Mahir Yoldaşımızın ailesinin oturduğu Halkalı’daki Kamışlı Yöre Derneğinde verilecek yemeğe katılmak üzere yeniden yola çıkıldı. Aile, üç gün boyunca bu dernekte taziyeleri kabul edecek.
Emek ve Özgürlük Cephesinin Cenazede Okunan Metnini ve Cenazenin Diğer Fotoğraflarını Görmek İçin Burayı Tıklayın.

Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
Share with your friends










Submit
SOSYAL MEDYA'DA PAYLAŞ
Emek ve Özgürlük Cephesi / Avrupa İnisiyatifi internet sitesini sosyal medyada paylaşarak sesimizin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Özgür bir dünya insanca bir yaşam için Emek ve Özgürlük Cephesi saflarına!
SOSYAL MEDYA'DAN TAKİP EDİN
PGlmcmFtZSBzcmM9Ii8vd3d3LmZhY2Vib29rLmNvbS9wbHVnaW5zL2xpa2Vib3gucGhwP2hyZWY9aHR0cHMlM0ElMkYlMkZ3d3cuZmFjZWJvb2suY29tJTJGZW1la3Zlb3pndXJsdWtjZXBoZXNpYXZydXBhaW5pc2l5YXRpZmkmd2lkdGgmaGVpZ2h0PTYyJmNvbG9yc2NoZW1lPWxpZ2h0JnNob3dfZmFjZXM9ZmFsc2UmaGVhZGVyPWZhbHNlJnN0cmVhbT1mYWxzZSZzaG93X2JvcmRlcj1mYWxzZSIgc2Nyb2xsaW5nPSJubyIgZnJhbWVib3JkZXI9IjAiIHN0eWxlPSJib3JkZXI6bm9uZTsgb3ZlcmZsb3c6aGlkZGVuOyBoZWlnaHQ6NzJweDsiIGFsbG93VHJhbnNwYXJlbmN5PSJ0cnVlIj48L2lmcmFtZT4=