M. ENDER ÖNDEŞ

1850 yılında Allan Pinkerton tarafından kurulan Pinkerton Ulusal Dedektif Ajansı, ABD işçi sınıfının baş belası olarak tarihe geçen ilk kontra örgütlerdendir. Güvenlikten özel askeri görevlere kadar her türlü işe bulaşan Pinkertonlar bir ara ABD Ordusu’ndan daha çok silahlı elemana sahip olmuş, 19.yüzyıldaki işçi eylemleri sırasında işçi önderlerinin öldürülmesinden grev kırıcılığına kadar bütün pis işlerin içinde olmuşlardır. 1892’deki Homestead Grevi katliamı, 1 Mayıs katliamı gibi kanlı işler hep onlarındır.

***

Soma’da ne oluyor peki? Yırca köyündeki zeytinlikler meselesini kastediyorum, kim gecenin bir vaktinde çadırları basıp köylüleri yerlerde sürüklüyor, kelepçeleyip barakalara tıkıyor?

Cevap: Köylüler!

Yanlış bir cevap değil bu. Evet, köylüler yapıyor bütün bunları… Şirketin çetesi olarak görev yapan özel güvenlik şirketi, o çam yarması gibi elemanları Uruguay’dan filan getirmiyor. Hepsi de Soma’nın, Kınık ya da Bergama’nın köylüleri. Hepsi zeytin ağacını bilir, hepsi az çok toprağa karışmış adamlardır. Ama gel gör ki, işsizlik, çaresizlik derken bir de bakıyoruz ki eski çiftçi-taze fedai birtakım adamlar, anneleri yaşındaki kadınları itip kakıyorlar, adam kaçırıp kelepçeliyorlar…

Yalnızca orada mı? Özal’ın biraz da eski polis müdürlerine kıyak yapmak için “keşfedip” başımıza bela ettiği özel güvenlik şu anda 460 bine varan koca bir ordu haline geldi ve neredeyse TSK’yı solladı. Ne yapıyor bu insanlar peki? Ne üretiyorlar? Su, ekmek, süt, ayakkabı… Yo, ne gezer? “Ürettikleri” tek şey, güvenlik! Peki, kimin ihtiyacı var buna? Evinde oturan vatandaşın böyle bir ihtiyacı var mı örneğin? Neden olsun ki? Zaten hırsızlar evimize canları istedikleri zaman girebiliyorlar; örneğin benim evime üç kere girdiler, yani o konuda bir sıkıntı yok. Polis teşkilatının yarısı devrimcileri, öbür yarısı da diğer polisleri avlıyor; herkes çok meşgul!

Peki, özel güvenlik neden ve kime lazım? Mesela üniversite rektörlerine lazım… Stant açan, halay çeken öğrencileri dövmek onların işi! Belediyelere lazım, metro koridorlarında çocukları pataklamak onların işi. Patronlara lazım, taşeron düzenini protesto için direniş yapan işçilere saldırmak yine onların işi.

Kim bunlar ama? Nerede otururlar, ne yerler ne içerler? Açın forum sitelerini, bir dokunup bin ah işitin! Ücret, mesai, iş güvencesi… Tam bir rezalet! Sabahtan akşama ağlaşıp duruyorlar. Çoğu eski polis amirleri ve Kürdistan sicilli subaylardan oluşan yöneticileri onları insan yerine bile koymuyor! Yoksullardan yaratılan ve yine yoksullara saldırtılan bir insan topluluğu. Bir yanda Soma’nın köylüsü Soma’nın köylüsüne saldırıyor, diğer yanda bir başkası aynı mahalleden işçi arkadaşını itip kakıyor, bir diğerine de üniversitelilere saldırı emri veriliyor. Bir dur! Bir aynaya bak! Kimsin sen? Nereden geliyorsun? Hangi mahallenin çamurunda ömür tüketiyorsun? Saldırdığın adama ya da kadına bir bak hele? O kimdir? Nereden geliyor ve neden sabahın ayazında çadırda oturuyor? Üniforma güzel şey, tamam, insan sırmaları takınca kendini mareşal gibi hissediyor ama eve gidip çıkarınca geriye yine üç kuruşun hesabını yapan sefil bir varlık kalmıyor mu?

***

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman “sınıf savaşı” denilen şey, sınıflar arasında cereyan etmez. Yani bir tarafta işçi Mehmet, öbür tarafta da fabrikatör Abdurrahman Bey yoktur. Sınıf savaşı odur ki, bir taraf kendisi savaşır, diğer taraf kendisi için savaşacak kerizler bulur! Bir taraf kendi canını ortaya koyar, diğer taraf başkalarının canını bozuk para gibi harcar! Ya bunun için üç kuruş para verir, ya da başka yollar bulur. Milliyetçilik, dinin sömürülmesi, vatan millet Sakarya, hep bunun için vardır. Hiçbir devrimde barikat başında Rotschild, Rockefeller, Sabancı’ya rastlayamazsınız; savaş her zaman yoksullar ve yine yoksullar arasında sürer. Cephede can veren tek bankacı yoktur, şehitlikler onlar için değildir; onlar yataklarında ölürler.

***

“Güvenlikçi” kardeş, kurban olayım… Salaklığın lüzumu yok! Zeytini sevmeyen, seni hiç sevmez, bunu unutma!

Kaynak: ozgur-gundem.com